BÜYÜK PATLAMANIN ARDINDAN GELEN DÜZEN
Evreni incelersek, son derece muhteşem bir düzen ve detaylı bir tasarımla donatılmış olduğunu görürüz. Evrenin yoğunluğu, genişleme hızı, yıldız sistemlerinin, galaksilerin tasarımı, çekim güçleri, yörüngeleri, hareket biçimleri, hızları, içerdikleri madde miktarı... Hepsi son derece ince hesaplar ve hassas dengeler üzerine kuruludur. Aynı şekilde evrende yer alan Dünyamız, çevresini saran atmosfer, insanın yaşamına en uygun yapıdaki yeryüzü, bunların tümü olağanüstü bir tasarımın örnekleridir. Bu hesaplarda ve dengelerdeki çok ufak bir oynama tüm evrenin ve Dünya'nın darmadağın olmasına yeterlidir.
Peki, muazzam bir patlama sonucunda böyle detaylı, karmaşık ve kusursuz bir düzen ve tasarım nasıl ortaya çıkmıştır?
Bilindiği gibi patlamalar düzen değil, düzensizlik, dağınıklık ve yıkım meydana getirirler. Big Bang de bir patlama olduğuna göre, beklenmesi gereken, bu patlamanın ardından maddenin uzay boşluğunda "rastgele" dağılması olacaktır. Fakat büyük patlamanın ardından böyle rastgele bir dağılma olmamış ve madde evrenin belirli noktalarında birikip galaksileri, yıldızları, yıldız sistemlerini, Güneşi, Dünya'yı ve üzerindeki bitkileri, hayvanları, insanları oluşturmuştur. Bu durum bir buğday ambarına atılan el bombasının, buğdayları toplayıp, düzenli balyalara sarıp üstüste istiflemesiyle bile karşılaştırılamayacak kadar "mucizevi" bir durumdur.
Bu durumun tek bir açıklaması vardır: Big Bang gibi bir patlamanın ardından böyle bir düzenin meydana gelmesi ancak olayın her anını yönlendiren bilinçli bir müdahale sonucunda gerçekleşebilir. Bu da evreni yoktan var eden ve onun her anını kontrolü ve hakimiyeti altında bulunduran Yüce Allah'ın yaratmasıdır.
EVRENİN YARATILIŞINDAKİ HASSAS DENGELER VE BÜYÜK DÜZENLİLİK HAKKINDA BİLİM ADAMLARI NE DİYOR?
"Hesaplamalar, evrenin genişleme hızının çok kritik bir noktada seyrettiğini göstermektedir. Eğer evren biraz bile daha yavaş genişlese çekim gücü nedeniyle içine çökecek, biraz daha hızlı genişlese kozmik materyal tamamen dağılıp gidecekti... Dolayısıyla evrenin patlama hızı inanılmayacak kadar hassas bir kesinlikle belirlenmiştir. Bu nedenle Big Bang herhangi bir patlama değil, her yönüyle çok iyi hesaplanmış ve düzenlenmiş bir oluşumdur." (Paul Davies, Superforce: The Search for a Grand Unified Theory of Nature, 1984, s.184)
"Evrenin genişleme hızı o kadar kritik bir noktadadır ki, Big Bang'ten sonraki birinci saniyede bu oran eğer yüz bin milyon kere milyonda bir daha küçük olsaydı evren şimdiki durumuna gelmeden içine çökerdi." (Stephen Hawking, A Brief History of Time, Bantam Press, London: 1988, s. 121-125)
Amerikalı Astronomi Profesörü George Greenstein:
"Kanıtları inceledikçe, ısrarla önemli bir gerçekle karşı karşıya geliriz. (Evrenin oluşumunda) bir doğaüstü akıl �a da Akıl�devreye girmiştir." (George Greenstein, The Symbiotic Universe, s. 27)
Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
DARWINİZM'E GÖRE ŞUURSUZ ATOMLAR BİR GÜN KARAR ALMIŞ VE ÇEŞİT ÇEŞİT BALIKLARI OLUŞTURMUŞLARDIR
Ancak Darwinistler'e göre, milyarlarca yıl önce tesadüfen biraraya gelen birkaç atom karar almış ve bu balıkları oluşturmuştur.
Şuursuz atomların, biraz zaman verildiğinde tesadüflerin yardımıyla harikalar yaratacağına inanan Darwinizm büyük bir aldatmacadır. Türk milleti keskin zekası ve kavrayış yeteneği ile Darwinizm'i tarihin çöplüğüne atmıştır.
DARWINİSTLER, ŞUURSUZ ATOMLARIN CANSIZ DÜNYAYI TESADÜFEN CANLANDIRDIĞINI İDDİA EDER
Darwinistler, bu akılalmaz iddialarını ağır ve ağdalı bir üslupla, bolca Latince kelimeler kullanarak anlatırlar. Bu şekilde iddialarındaki mantık çöküntüsünü gizlemeye çalışırlar. Onların durumundan habersiz olanlar da, bu tılsımlı üsluptan etkilenip, "bunlar ne kadar bilgili, üstün insanlar" diyerek, her dediklerini kayıtsız şartsız kabul ederler.
Oysa Darwinizm'e inanmak mantığın, düşünme yeteneğinin, aklın ve kavrayışın tamamen felç olması demektir. Normal bir insan "taşlar tesadüfen dizilip, bir gökdeleni tüm tesisatı ile birlikte inşa etti" der mi? Elbette diyemez. Darwinistler ise, bundan daha da inanılmaz olan bir iddiada bulunmakta, şuursuz atomların dizilip canlandıklarını ve canlı varlıkları oluşturduklarını söylemektedirler.
ATOMLAR GÖREBİLİR, DUYABİLİR, DÜŞÜNEBİLİR, HİSSEDEBİLİR, LEZZET ALABİLİR, SEVGİ VE ŞEFKAT DUYABİLİR Mİ?
Ne ilginçtir ki, Darwinizm'e göre bugün dünyadaki yaklaşık 6 milyar insanın hepsinin atomları tesadüfler sonucu aynı şekilde algılayacak ve aynı zevkleri paylaşacak şekilde anlaşmışlardır. Örneğin bir gülün kokusunu, Kanarya Adaları'ndaki bir insanın atomları da, Sibirya'da veya Pakistan'da yaşayan bir insanın atomları da aynı şekilde algılar. Ve her üçünün atomları da bu kokudan aynı zevki duyar. Yine portakal tadı ve kokusu dünyanın her yanındaki insanlar için aynı şekildedir. Çilek aynı kırmızı renginde, aynı güzel kokusundadır. Karpuzun sulu tadı Çin'de, Yugoslavya'da, Amerika'da, Mauritus'ta aynı şekilde bilinir. Dünyaca tanınan tüm ünlü şarkılar, örneğin Mozart'ın ünlü Türk Marşı konusunda da tüm atomlar ortak zevke sahiptir.
Bu örneklerden anlaşıldığı gibi Darwinizm, şuursuz atomların dünya çapında koku, tad, kıvam, lezzet, görünüm konusunda anlaştıklarını iddia etmektedir. İşte bu mantık dışı iddiaları nedeniyle Darwinizm asla kabul göremeyen ve bilim tarafından da desteklenmeyen bir safsatadır.
HAYAT YALNIZ HAYATTAN GELİR! CANSIZ MADDELER HAYAT OLUŞTURAMAZ
Ancak bu düşünce, Fransız biyolog Pasteur'ün bulguları ile yıkılmış ve Pasteur'ün ifadesiyle "cansız maddenin hayat oluşturabileceği inancı tarihe gömülmüştür". Pasteur'ün ardından evrimciler yine de ilk canlı hücrenin tesadüfen oluşmuş olabileceği iddiasını sürdürmüşlerdir. Ama 20. yüzyıl boyunca yürütülen tüm deney ve araştırmalar hep başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Canlı hücresinin "tesadüfen" oluşması bir yana dursun, dünyanın en gelişmiş laboratuvarlarında hücrenin bilinçli olarak meydana getirilmesi bile mümkün olmamıştır. Nitekim evrim teorisinin önde gelen savunucularından Prof. Klaus Dose, cansız maddelerin canlılığı oluşturduğunu ispatlamak için yapılan tüm çalışmaların başarısızlıkla sonuçlandığını şöyle itiraf etmiştir:
"�aşamın kökeni konusunda otuz yılı aşkın bir süredir yürütülen tüm deneyler, yaşamın kökeni sorununa cevap bulmaktansa, sorunun ne kadar büyük olduğunun kavranmasına neden oldu. Şu anda bu konudaki bütün teoriler ve deneyler ya bir çıkmaz sokak içinde bitiyor ya da bilgisizlik itiraflarıyla sonuçlanıyor." (Klaus Dose, The Origin of Life: More Questions Than Answers, Interdisciplinary Science Reviews, cilt 13, no. 4, 1988, s. 348)
Açıktır ki bir gül, bir tavuskuşu, bir kaplan, bir karınca kısacası hiçbir canlı, şuursuz ve cansız atomların biraraya gelerek oluşturduğu bilinçsiz hücrelerin iradesiyle var olmamıştır. Bu konular üzerinde derin araştırmalar yapan bir bilimadamı da, yine şuursuz atomların eseri değildir.
| Göklerde ve yerde bulunanlar O'nundur; hepsi O'na 'gönülden boyun eğmiş' bulunuyorlar. Yaratmayı başlatan, sonra onu iade edecek olan O'dur; bu O'na göre pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce misal O'nundur. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Rum Suresi, 26-27) |
EVRİMCİLERİN HAYALİ SENARYOLARINA HAYALİ DENEYLER
Miller, ilkel dünya atmosferinde metan, amonyak ve hidrojen gazlarının olduğunu varsayıyordu. Bu gazları bir deney düzeneğinde birleştirdi ve bu karışıma elektrik verdi. Bir hafta kadar sonra da bu karışımın içinde birkaç aminoasitin oluştuğunu gözlemledi.
Miller, deneyinde, ilkel dünya atmosferindeki şartları aynen sağladığını iddia etmişti. Oysa, deney birçok yönden gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktı. Miller'in kendisi dahi deneyinin yaşamın kökenini açıklama konusunda bir anlam ifade etmediğini itiraf etmektedir. (Earth, "Life's Crucible", Şubat 1998, s.34) Evrimciler, bilim dünyasını bir kez daha yanıltmaya çalışmışlar, ama yine başarılı olamamışlardı�br>
| | | |
| Deneyde, özel bir düzenek vardı. Deney, aparatındaki "soğuk tuzak" isimli bir bölüm, amino asit oluşturdukları anda ortamdan ayırarak korumaya alıyordu. | Bu çeşit düzeneklerin doğada var olması imakansızdır. Doğal şartlarda amino asitler her türlü tahrip edici dış etkene açıktır. | Soğuk tuzak gibi düzenekler olmasaydı, kıvılcım kaynağı ve deney sırasında ortaya çıkan kimyasallar, oluşan amino asitler anında parçalanacaklardı. |
DARWINİZM'İN BİLİMDEN NE KADAR UZAK OLDUĞUNU ÖĞRENMEK İSTER MİSİNİZ?
Böylesine zararlı etkileri olan mutasyonların kör ve şuursuz tesadüflerle yeni bir canlı meydana getirdiğini ya da bir canlının özelliklerini daha iyi hale getirdiğini, örneğin ona bir kanat eklediğini düşünmek bu durumda son derece mantıksızdır.
İşte evrimcilerin iddiaları, böylesine çürük, mantıksız ve bilimsellikten uzak temellere dayanmaktadır. Evrimcilerin sahtekarlıklarının, çarpıtmalarının tek tek ortaya konulması her Müslümanın görevidir. Bilimsel gerçekleri öğrenmek; yalan bilgilerden, safsatalardan arınmak herkesin hakkıdır.
| Solda normal bir meyve sineği, sağda ise mutasyona uğramış meyve sineği görülmektedir. |
TARİH BOYUNCA KUŞLAR HEP KUŞ, MAYMUNLAR HEP MAYMUN, İNSANLAR İSE HEP İNSANDI
Ancak fosil kayıtları evrim teorisini kesin ve açık olarak yalanlamaktadır. Çünkü eğer evrimcilerin bu iddiaları doğru olsaydı, bir tür diğerine dönüşürken, arada "ara geçiş formu" olarak adlandırılan bazı garip canlılar oluşmalıydı. Örneğin, balıklar milyonlarca yıl içinde sürüngenlere dönüşürken, iki türün arasında, yarı balık yarı sürüngen özelliklerine sahip milyonlarca garip, ucube canlı meydana gelmiş olmalıydı. Ve fosil kayıtlarında bu canlıların izlerine rastlanmış olmalıydı.
Ne var ki, bugün fosil kayıtlarında ara geçiş formu özelliği taşıyan bir tek canlının dahi izine rastlanmamıştır. Oysa karıncaların, arıların, kuşların, atların, fillerin, dinozorların, maymunların, timsahların, tribobitlerin, solucanların, yaprakların, deniz yıldızlarının, insanların milyonlarcasının fosili günümüze kadar gelmiştir. Bu hayali ara geçiş canlılarının bir tanesinin dahi fosilinin olmayışı, bu canlıların hiçbir zaman yaşamadıklarını gösteren önemli bir kanıttır. Bu ise evrimin hiçbir zaman gerçekleşmediğinin açık bir göstergesidir.
| ||||||||||||
EVRİMCİLERİN İDDİA ETTİĞİ UCUBE CANLILAR HİÇBİR ZAMAN YAŞAMAMIŞTIR
Resimlerde milyonlarca yıl öncesine ait bir grup balık ve denizyıldızı fosili sağda görülmektedir. |
Ancak evrimcilerin bu iddialarının tamamen bir safsata olduğu bugün bilimsel olarak ispatlanmıştır. Çünkü evrimcilerin geçmişte yaşadığını iddia ettiği, bu yarı deniz yıldızı yarı balık hayali canlıların bugüne kadar tek bir fosili bile bulunamamıştır. Oysa böyle bir canlı yaşamış olsaydı bugüne kadar binlerce fosilinin bulunmuş olması gerekirdi. Nitekim bildiğimiz deniz yıldızlarına ve yine bildiğimiz balıklara ait yüzbinlerce fosil elimizde mevcuttur.
FOSİLLERİN DARWINİZM'E BÜYÜK DARBESİ
Kambriyen devir öncesinde sadece bir kaç basit ve benzer canlı grubu yaşarken, Kambriyen devrinde, yumuşakçalar, solucanlar, kafadanbacaklılar, eklembacaklılar, omurgalılar gibi yaklaşık 100 farklı temel canlı sınıfı bir anda ortaya çıkmıştır.
Canlıların kademe kademe birbirlerinden evrimleştiklerini iddia eden Darwinizm, Kambriyen devirde yaşanan bu olağanüstü olay karşısında çaresizdir. Bu denli farklı canlıların aniden ortaya çıkmalarının çok açık bir yaratılış delili olduğu ortadadır. Bu nedenle evrimci fosil bilimci Jeffrey S. Levinton, dahi "Kambriyen devrinde çok özel ve gizemli bir Yaratıcı gücün varlığını görüyoruz" diyerek bu konuda itirafta bulunmaktadır. (Scientific American, Kasım 1992)
DARWINİZM'E "ÖLDÜRÜCÜ BİR DARBE" İNDİREN TRİLOBİT GÖZLERİ
Bu dönemde yaşayan trilobitler ise, sahip oldukları kompleks organları ile Darwin'in teorisine, korktuğu öldürücü darbelerden bir başkasını daha indirmiştir.
Trilobitler, fosil kayıtlarında rastlanan ilk canlılardandır ve son derece kompleks gözleri vardır. Yüzlerce petekten ve bazılarında binlerce mercekten oluşan trilobit gözleri, tam bir tasarım harikasıdır. Harvard, Rochester ve Chicago Üniversiteleri'nden jeoloji profesörü David Raup; "Trilobitlerin gözü, ancak günümüzün iyi eğitim görmüş ve son derece yetenekli bir optik mühendisi tarafından geliştirilebilecek bir tasarıma sahipti" (David Raup, Conflicts Between Darwin and Paleontology, Field Museum of Natural History, Cilt 50, Ocak 1979, s. 24) demektedir.
Bu canlıların aniden, çok gelişmiş organları ile belirmiş olmaları, Darwin'in teorisini tarihin derinliklerine gömmeye yeterlidir.
Trilobitler hakkında belirtilmesi gereken bir diğer konu da, bu canlılardaki 530 milyon yıllık petek göz sisteminin, bugüne kadar hiç değişmeden gelmiş olmasıdır; arı ya da yusufçuk gibi günümüzdeki bazı böcekler de aynı göz yapısına sahiptir. Bu bulgu, evrim teorisinin canlıların ilkelden karmaşığa doğru geliştiği yönündeki iddiasına da yine "öldürücü bir darbe" indirmektedir.
DARWINİZM'İN KLASİK PROPAGANDA YÖNTEMİ: "GERÇEĞİ YOKSA SAHTESİNİ YAP! İNSANLARI ALDAT!"
| Evrimci sahtekarlıklara bir örnek: Piltdown Adamı kafatası |
| EVRİMCİ GAZETELERİN HEZEYANI Piltdown fosili bulunur bulunmaz, pek çok gazete fosil hakkında ateşli başlıklar attı. Üstte yer alan "Darwin'in Teorisi İspatlandı" manşeti, Londra'da çıkan önemli gazetelerden birine ait. İnsanlar bu yalanlarla uzun süre aldatıldılar. Ancak tam 40 yıl sonra bu fosilin büyük bir sahtekarlık olduğu ortaya çıktı |
Piltdown Adamı fosili, bu sahte delillerden sadece bir tanesidir. 1912 yılında İngiltere'de bulunan Piltdown kafatası tam 40 yıl boyunca çeşitli müzelerde sergilendi ve tüm dünyaya "insanın evrimi" iddiasının en büyük delili olarak sunuldu. Ancak gerçekte fosil, evrimciler tarafından yapılmış bilimsel bir sahtekarlıktan ibaretti. Orangutan çene kemiği ile insan kafatası birbirine eklenmiş ve bazı kimyasal işlemlerle bu sahte kafatasına eski bir fosil görüntüsü verilmişti. Bu kafatası üzerinde yapılan detaylı incelemeler, Piltdown Adamı fosilinin bir sahtekarlık ürünü olduğunu 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkardı. Ve Darwinistler'in ürettikleri bu sahte fosil, hem 40 yıl boyunca sergilendiği müzeden hem de bilim literatüründen tamamen çıkarıldı.
Evrimciler bilimsel açıdan aldıkları bu açık darbelere rağmen sahtekarlıklara başvurmaktan, türlü
propaganda ve telkinlerle insanları aldatmaya çalışmaktan vazgeçmediler. Fakat bilimsel gelişmelerle evrim teorisinin açmazlarının birer birer ortaya çıkması bu büyük aldatmacanın da sonu oldu. Şu an yapılması gereken şey bu yokoluşun tüm dünya insanlarına duyurulmasıdır.
Türk milleti bu tarihi göreve başlamıştır. Tüm dünyaya bu aldatmacanın yok oluşunu duyurmakta ve yepyeni bir dönemin başlamasına vesile olmaktadır.
EVRİMCİ GAZETELERİN HEZEYANI
Tarih : 1922
Yer: Batı Nebraska
Konu : EVRIMCİLERİN SAHTEKARLIKLARINDAN BİR ÖRNEK
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Müdürü Henry Fairfield Osborn, Batı Nebraska'da bir azı dişi fosili buldu.Osborn'a göre bu diş insan ve maymun özelliklerine sahip bir canlıya aitti. | Evrimciler tek bir dişe bakarak, dişin sahibini yandaki resimde olduğu gibi hayal ettiler. |
Böylece evrimciler tarafından bir dişe dayanılarak yapılan tüm sahtekarca çizimler ve aldatıcı iddialar rafa kaldırıldı.
Evrimcilerin bu gibi sahtekarlıklarına, safsatalarına dur demenin ve gerçekleri öğrenmenin yolu doğru bilgi edinmekten geçer.
DARWINİZM, SAHTEKARLIKLARLA VE GÖZ BOYAMA YÖNTEMLERİYLE YAŞATILAN BİR ALDATMACADIR
| GERÇEĞİ YOK SAHTESİNİ VERELİM! Evrimciler 150 yıldır, evrim teorisini kanıtlayan bir tane bile fosil bulamamışlardır. Ancak, doğada bulamadıklarını, atölyelerde üretmekte hiçbir sakınca görmemişler ve halkı bu şekilde aldatacaklarını sanmışlardır. |
Evrimcilerin en çok başvurdukları yöntemlerden biri, insanın atası olarak gösterdikleri maymun kafataslarını, yarı insana benzeyen maketlere dönüştürmektir. Aradıkları yarı maymun yarı insan fosilleri bulamayınca, yarı insan yarı maymun maskeler üretir ve evrimi telkin yoluyla kabul ettirmeye çalışırlar. Gazetelerde, dergilerde rastladığınız bu çizim veya maketlerin tamamı, evrimcilerin hayal güçlerine dayalı olarak sanatçıların ellerinde oluşturulur.
21. yüzyıl Darwinizm'in tüm sahtekarlıklarının sonu olacaktır.
DARWINİSTLER'İN HAYAL DÜNYASI SONA ERİYOR
Ancak evrimciler bir konuda çok başarılıdırlar: Propaganda!
Darwinistler, hayal güçlerini kullanarak, çok kapsamlı propaganda malzemeleri üretirler. Bu malzemelerin en önemlileri ise, "rekonstrüksiyon" adı verilen sahte çizim ve maketlerdir. Gazetelerde, dergilerde, filmlerde sıkça gördüğünüz "maymun adamlar"ın her biri birer rekonstrüksiyondur. Ve evrimcilerin kullandıkları bu materyallerin hiçbiri bilimsel değil, tamamen hayalidir. Çünkü;
* Geçmişte yaşamış insanlara ait fosiller çok az sayıdadır ve bunlara dayanarak kesin sonuçlar çıkarmak mümkün değildir.
* Ayrıca, bir canlının fosilinde sadece kemiklerinin kalıntıları bulunur. Kemik kalıntılarına bakılarak ise, bir canlının "yumuşak dokuları", örneğin derisi, kulakları, burnu, dudakları veya saçları tespit edilemez.
Ne var ki evrimciler bu gerçeği görmezden gelerek, fosil kalıntılarını evrim inancına uygun şekilde hayallerinde canlandırarak çizerler. Harvard Üniversitesi'nden Earnst A. Hooten, bu konuda şöyle bir uyarı yapar:
"Yumuşak kısımların tekrar inşası çok riskli bir girişimdir. Dudaklar, gözler, kulaklar ve burun gibi organların altlarındaki kemikle hiçbir bağlantıları yoktur. Örneğin bir Neandertal kafatasını aynı yorumla bir maymuna veya bir filozofa benzetebilirsiniz. Eski insanların kalıntılarına dayanarak yapılan canlandırmalar hemen hiçbir bilimsel değere sahip değildir ve toplumu yönlendirmek amacıyla kullanılır� (Earnest Hooten, Up From The Ape, NewYork: McMillan, 1932, s. 332)
| | | | | | |
| | | | | | |
Ancak, 20. ve 21. yüzyılda yaşanan bilimsel gelişmeler Darwinizm'in maskesini düşürmüştür ve gerçekleri tüm çıplaklığı ile ortaya çıkarmıştır. Bu yüzden Darwinistler artık insanlığı aldatamayacaktır.
DARWINİSTLER, TEORİLERİNİ İSPATLAMAK UĞRUNA İNSANLARA ZULMETMİŞLERDİR
| Ota Benga, Darwinistler'in teorilerini ispatlamak uğruna eziyet ettikleri insanlardan yalnızca biridir. |
Darwinistler sadece Ota Benga'ya değil, daha birçok ırktan insana, teorilerini ispatlamak uğruna, benzeri eziyetler uyguladılar. Örneğin, Aborijin yerlilerini öldürerek, kafataslarını müzelerinde "insanla maymun arasındaki ara geçiş formu" olarak sergilediler. Darwinistler aşağı ırk olarak gördükleri Aborjinleri, evrimin "aşağı olanlar yok olacaktır" kanununa uyarak yok etmeye başladılar. Yayınladıkları broşürlerde "Avustralya Hayvanları" olarak tanımladıkları Aborijinleri öldürdükten sonra kafataslarını istasyon benzeri yerlerin kapılarına asarak sergilediler. Bir kısmını ise zehirli ekmek vererek yok ettiler. Avustralya'nın birçok bölgesindeki Aborijin yerleşim birimleri 50 yıl içinde vahşi yöntemlerle ortadan kalktı. 100 bin çocuk ailesinden kaçırıldı. Bugün ise Aborijin yerlileri hala, Avustralya'da diğer ırklarla eşit haklara sahip olabilmek için uğraş vermeye devam etmektedir.
9 EYLÜL 1906 YILINA AİT GAZETE KÜPÜRLERİ
SOLDAKİ KÜPÜR: "Güney Afrikalı yerli, Bronx Park Maymunları ile aynı kafese kondu. Bazıları bu maskaralığa gülerken çoğu kişi durumdan memnun değil."ORTADAKİ KÜPÜR: "İnsan ve maymun şovu din adamlarından onay almadı. Dr. MacArthur serginin aşağılayıcı olduğunu düşünüyor."
İNSANIN DİK VE İKİ AYAKLI YÜRÜYÜŞÜ, EVRİMİN GERÇEKLEŞMEDİĞİNİ GÖSTEREN DELİLLERDEN BİRİDİR
Evrimciler, maymunların eğik ve dört ayaklı yürüyüşünün kademeli olarak insanın dik ve iki ayaklı yürüyüşüne evrimleştiğini iddia ederler. Oysa fosil kayıtları, insan ile maymun yürüyüşü arasında bir hareket şekline sahip bir canlının hiçbir zaman yaşamadığını göstermektedir.
1996 yılında insanın iki ayaklı yürüyüşü konusunda araştırmalar yapan İngiliz mühendis Robin Crompton, maymun yürüyüşü ile insan yürüyüşü arasında bir hareket şeklinin kesinlikle mümkün olmadığını ortaya koymuştur.
Canlıların dik ve eğik duruşlarının tespiti için bilim adamları iç kulak analizini kullanmaktadırlar. Tüm kompleks yapılı canlıların iç kulaklarında vücudun yere göre konumunu belirleyen "salyangoz" isimli bir organ bulunur. İngiliz araştırmacı Fred Spoor, insanın atası olarak gösterilen canlıların salyangozlarını incelemiş ve şu sonuca varmıştır: Bunların bir kısmı günümüz maymunları gibi eğik duran maymunlardır. Diğerleri ise, dik duran normal insanlardır. Yani insanla maymun arasında bir duruşa sahip bir canlı hiçbir zaman yaşamamıştır.
"Fiziksel anlamda, insanın evrimi hakkındaki herhangi bir teorinin, güçlü çeneleri ve iri kesici dişleri olan ve bizden dört kat hızlı koşan maymun benzeri bir atanın nasıl yavaş yavaş, iki ayaklı bir hayvana dönüştüğünü açıklaması gerekir. Bu güçlere, aklı, konuşmayı ve ahlakı ekleyin; bunların hepsi evrim teorisine başkaldırmaktadır." (John Peet, The True History of Mankind, www.pages.org/uk/org/bcs)
İşte, sizin televizyon programlarında, bilimsel içerikli dergilerde veya bir üniversite kampüsünde konuşmalarına, yazılarına veya yorumlarına rastladığınız evrimci bilim adamları, bol bol Latince kelimeler kullanarak, evrim hakkında saatlerce konuşurlar. Ancak, halkın "ağır bilimsel bir üslubu" anlamamasından faydalanarak, hiçbir bilgi vermez, sürekli demagoji yaparlar. Evrimle ilgili en basit ve en temel soruları ise kesinlikle cevaplayamazlar. Çünkü evrim hiçbir zaman gerçekleşmemiştir. Ve olmayan birşey anlatılamaz.
DARWINİSTLER TERMODİNAMİĞİN İKİNCİ KANUNUNU REDDEDİYOR
En sevdiğiniz elbiseniz yıllar sonra eskir, ilk satın aldığınız halinden oldukça farklı bir şekle gelir.
İşte bütün bunlar, fiziğin en temel kanunlarından biri kabul edilen "Termodinamiğin İkinci Kanunu"nun etkileridir. Bu kanun, evrendeki herşeyin doğal haline bırakıldığında zamanla bağlantılı olarak bozulmaya doğru gideceğini söyleyen bir kanundur.
20. yüzyılın en büyük bilim adamlarından biri olan Albert Einstein bu kanunu "Bütün bilimlerin birinci kanunu" olarak tanımlamıştır.
Evrimci bir bilim adamı olmasına rağmen evrimin termodinamik açmazını dile getiren Roger Lewin Science dergisinde yayınlanmış bir makalesinde şöyle demektedir:
"Biyologların karşılaştıkları problem, evrimin Termodinamiğin İkinci Kanunu'yla olan açık çelişkisidir. Sistemler zamanla daha düzensiz yapılara doğru bozulmalıdırlar." (Roger Lewin, "A Downward Slope to Greater Diversity", Science, cilt 217, 24 Eylül 1982, s. 1239)
Kısacası insanlık 150 yıldır fizik yasalarına taban tabana zıt bir iddia ile karşı karşıyadır. Bu asılsız iddianın geçersizliğini tam anlamıyla kavramak ise içinde bulunduğumuz asırda akıl ve basiret sahibi milletimizin de katkısıyla gerçekleşecektir.
DARWINİZM'İN BÜYÜSÜ, SAVUNUCULARINDA ŞİDDETLİ MANTIK TAHRİBATINA NEDEN OLMUŞTUR
Bu dinin ilahı "tesadüf"tür. Darwinizm'i savunanlar evrendeki herşeyi, galaksileri, yıldızları, güneşleri, gezegenleri tesadüflerin meydana getirdiğine inanırlar. Aynı şekilde Dünya'nın, Dünya üzerindeki canlı cansız tüm varlıkların "tesadüf"ün eseri olduğunu iddia ederler. Bu din, geçmiş dönemlerden kalma efsanelerde yer alan sapkın inançlara sahiptir. Mantıksız ve inanılması imkansız olayların mucizevi şekilde meydana geldiğini ve bu sayede tüm varlıkların oluştuğunu savunur.
Örneğin; mikrobiyologlar Darwinistler'e, bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimalinin 10950'de bir, yani kesinlikle imkansız olduğunu söylediklerinde Darwinistler, "olsun tesadüf bunu başarır" derler.
Paleontologlar, "ara geçiş formlarına ait bir tek fosil dahi yok, canlılar hep en son halleriyle birdenbire varolmuşlar" dediklerinde de Darwinistler, "olsun evrim yine de oldu" diye geçiştirirler.
Darwinistler'e 100 milyon yıllık Homo sapiens (günümüz insanı) fosili gösterseniz, onlar yine de insanın hayvanlardan evrimleşerek türediğine inanmaya devam ederler.
Bu birkaç örnekten anlaşıldığı gibi bilimsel veriler ve mantıklı açıklamalar Darwinistler'e etki etmez. Onlar, her ne olursa olsun evrim teorisini korumaya, körü körüne bu teorinin peşinden sürüklenmeye devam ederler.
Kuşkusuz aklı, mantığı ve bilimsel gerçekleri reddeden böyle sapkın bir inançla, bilim ve mantık yoluyla mücadele etmek gerekli sonucu vermez. "İmkansıza inanırım" düsturu ile yaşatılan bu batıl dinle, felsefi alanda bir mücadele şarttır. Darwinistler'in mantık bozukluklarının ve kavrayış eksikliklerinin ortaya çıkarılması ile bu batıl inanç tarihe gömülecektir.DARWINİZM'DE AKIL VE MANTIK YOKTUR, BAĞNAZCA İNANMAK VARDIR!
Darwinistler'in iddiaları eski zaman masallarına benzer. Darwinistler'in anlattıkları bir masala göre; 5 milyar yıl önce, taşları, kayaları oluşturan milyonlarca şuursuz ve bilgisiz atom, "tesadüfen" biraraya gelerek bir toplantı yaptılar. Bu toplantıda ise "tesadüfen" çok büyük ve önemli kararlar alındı. Kör, şuursuz atomların aldıkları kararlar özetle yan sayfada görüldüğü gibiydi.
Yandaki anlatım Darwinist masalın bir özetidir. Böyle bir safsataya aslında cevap verilmez. Bu, bir çocuğa kurbağanın neden prense dönüşemeyeceğini anlatmaya çalışmak gibi bir şeydir. Ancak, bu imkansız senaryolara inananlar olduğu sürece, Darwinizm'in mantıksızlığını sabırla anlatmak gerekir.
21. yüzyıl, 19. yüzyılda oluşan bu mantık çöküşünden insanların kurtarıldığı, doğruların ve aklın hakim olduğu bir çağ olacaktır. Türk milleti, her çağa damgasını vuran aklı, basireti ve ileri görüşlülüğü ile bu önemli gelişmede rehber olacaktır.
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)
| "Biz, "tesadüfler" şeklinde, sürekli birbirimizle karşılaşalım. Her tesadüfi buluşmamızda, eğer ortaya "tesadüfen" işe yarar bir şey çıkarsa, yeni tesadüflerin oluşarak bunu tesadüfen daha da geliştirmesini bekleyelim. Birkaç milyar yıl içinde tesadüfen proteinleri, hücreleri, henüz ne işe yarayacağını bilmediğimiz gözü, karaciğeri, kalbi, deriyi, saçları, beyni, gülleri, karanfilleri, ceylanları, balıkları, tavus kuşunun tüylerini, kedileri, leylakları, selvi ağaçlarını, mis gibi kokan çileği oluştururuz. Biraz daha gayret edersek bizi inceleyecek olan atom fiziği profesörlerini, üniversite öğrencilerini, Einstein'ları, Leonardo da Vinci'leri, imparatorları da meydana getiririz." |
DARWINİSTLER, "ADETA BÜYÜLENMİŞ GİBİ" İNANILMASI İMKANSIZ İDDİALARA İNANIRLAR
Okuduğunuzda size son derece mantıksız gelen, hatta küçük çocukları bile gülderecek olan bu mantık, aslında Darwinist zihniyetin temelini oluşturur. Koskoca profesörlerin, doçentlerin, öğretim görevlilerinin, araştırmacıların böyle bir mantığa inanabilmeleri ise kuşkusuz hayret vericidir.
Darwinizm'in büyüsü, zeki ve inançlı Türk milletini hiçbir dönem etkisi altına alamamıştır ve alamayacaktır da. Türk milleti, başlattığı ilmi ve kültürel çalışmalar ile tüm dünyayı bu büyünün etkisinden kurtarmaya taliptir.
DARWINİZM'İN MANTIK HEZİMETİNE SİZ DE ŞAHİT OLUN!
Böyle bir durumda "Masamın üzerindeki mürekkep rüzgarın etkisiyle devrilip tesadüfen kağıdın üzerinde 26 harften oluşan bu cümleyi oluşturmuştur" diye düşünür müsünüz?
Elbette böyle bir şey düşünmezsiniz. Hatta bu yazının tesadüfen oluştuğunu iddia eden bir kişi görseniz, onun aklından şüphe edersiniz.
Eğer herhangi bir yerde en küçük bir tasarım veya planlı bir hareket varsa, orada mutlaka bir akıl sahibinin izleri vardır. Hiçbir akıl ürünü tesadüfen oluşmaz. Bir kağıdın üzerine ne kadar mürekkep dökerseniz dökün asla tesadüfen oluşan bir kelime göremezsiniz.
Ancak, ne ilginçtir ki, mürekkeplerin devrilip 26 harflik bir cümle oluşturabilmesinin imkansız olduğunu bir çırpıda söyleyen bazı kişiler, DNA gibi 3 milyar harflik bilgi içeren bir molekülün tesadüfler sonucu oluştuğu aldatmacasını kabullenebilmektedir. İşte bu, Darwinizm safsatasının neden olduğu bir mantık hezimetidir.
İLKÇAĞ EFSANELERİNİN GÜNÜMÜZE MİRASI: DARWINİST HURAFELER
| Sümer inanışları: İlk canlılık bir su karmaşasından ortaya çıkmıştır. | Darwinistler: Canlılık cansız su kaosundan bir anda ortaya çıkmıştır. |
| Mısır inanışları: Kurbağa, balık gibi canlılar Nil ırmağının çamurlu sularında tesadüflerin sonucunda oluşmuştur. | Darwinistler: Canlılık bundan 4 milyar yıl kadar önce ilkel çorba içinden tesadüfler sonucu oluşmuştur. |
| Hindu inançları: Canlılık "prakriti" adı verilen bir maddeden evrimleşerek oluşmuştur. | Darwinistler:Canlılık cansız maddelerden evrimleşerek oluşmuştur. |
| Ortaçağ bilimadamları: Sinekler terden, kurbağalar çamurdan, karıncalar şekerden meydana geliyorlar. | Darwinistler: Cansız maddeler dış etkenlerle aniden hayat bulup canlılara dönüşüyorlar. |
DARWINİZM'İN 19. YÜZYILIN İLKEL BİLİM DÜZEYİ İLE YAZILMIŞ MASALLARDAN İBARET OLDUĞUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?
Denizde yaşayan canlıların zamanla sudan karaya çıktıkları ve karada yaşar hale geldikleri masalı�/p>
Dev sürüngenlerin sinek avlarken ya da daldan dala atlarken kuşlara dönüştüğü masalı�/p>
İnsanlarla maymunların ortak bir atadan evrimleştikleri masalı�/p>
Hücrenin şuursuz atomların ve moleküllerin biraraya gelmesiyle kendi kendine tesadüfen ortaya çıktığı masalı�/p>
Darwinizm yukarıda sayılanlar gibi çok sayıda masal ile dolu bir safsatadan başka bir şey değildir. Ne var ki dünyanın pek çok ülkesinde halk, bu masallarla uyutulmaktadır. Ancak basiretli ve imanlı Türk milleti bu masallara kanmadığını ve kanmayacağını, birçok milletin içinde düştüğü tuzağa düşmeyeceğini ispat etmiştir.
DARWINİZM'İN ESKİ ÇAĞLARDAN GÜNÜMÜZE KADAR GELEN PUTPEREST BİR İNANÇ OLDUĞUNDAN HABERDAR MISINIZ?
Darwinistler, tıpkı geçmişte yaşamış putperest toplumlardaki gibi garip ve akıl almaz bir inanışa sahiptirler. Onlar timsahları veya ateşi değil ama tesadüfleri, cansız ve şuursuz atomları yaratıcı güç olarak kabul eder ve bu inanca bir dine bağlanır gibi bağlanırlar.
Bu inançlarını da asla değiştirmezler. Her normal insanda etkili olacak akla ve mantığa davet, bilimsel deliller, vicdanı harekete geçirme gibi yöntemler bu kişiler üzerinde hiçbir etki oluşturmaz.
BİR ORTAÇAĞ HURAFESİ: EVRİM TEORİSİ
| Evrim teorisinin iddiaları, kuzuların ağaçlarda yetiştiğine inanılan Ortaçağ hurafeleri kadar asılsızdır. |
"Spontane jenerasyon" olarak bilinen bu varsayımın, çocukların dahi gülecekleri kadar saçma ve inanılmaz bir iddia olduğu gelişen bilim sayesinde anlaşıldı.
Ne var ki, bir zaman sonra aynı iddia biraz daha farklı bir şekilde, evrim teorisi olarak tekrar gündeme getirildi. Evrim teorisi de, canlıların cansız maddelerin biraraya gelmesiyle, tesadüfen oluştuklarını iddia etti.
Ortaçağ'da, bilimsel seviye son derece geri olduğu için, bu tür hurafelere inanılıyor olması mazur görülebilir. Ancak 21. yüzyılda, Ortaçağ'ın batıl inançları nasıl olur da bazı kimselerce körü körüne kabul edilebilmektedir?
Evrimcilerin bu batıl inançları, canlılığın en temel kuralı olan "hayat ancak hayattan gelir" prensibine kesinlikle aykırıdır. Ancak evrimciler, diğer fizik, kimya ve biyoloji kuralları gibi bu kuralı da hiçe sayarak, batıl inançlarını devam ettirmektedirler.
DARWINİZM'İN İLKEL TOTEMCİLİK İNANCINDAN BİR FARKI OLMADIĞINI BİLİYOR MUSUNUZ?
Totemcilik inancı sözlüklerde de "belli insan topluluklarının kendilerinin bir hayvan türüyle, bazen de bir bitki ile, doğal bir nesne ile soyca akraba oldukları inancı." olarak tanımlanır. (Felsefe Terimleri Sözlüğü, Bedia Akarsu, s. 178)
Akraba oldukları bir hayvandan türediklerine inanan ve bu hayvana tapan yüzyıllar öncesinin bu sapkın totemci toplulukları ile maymundan evrimleştiklerine inanan günümüz Darwinistler'i arasında hiçbir fark yoktur. Darwinistler de maymunlarla ortak bir atadan türediklerine inanmaktadırlar.
DARWINİSTLER İNANILMAZ OLANI SAVUNURLAR, APAÇIK GERÇEKLERİ GÖRMEZDEN GELİRLER!
| Darwin ve Richard Dawkins |
Ama 19. yüzyılın ilkel bilim koşullarında ortaya atılmış evrim teorisini, ideolojik amaçları gereği savunmak zorunda kalan materyalist çevreler, bu gerçekleri gözardı etmekte hiçbir sakınca görmemektedirler. Körü körüne bağlı oldukları evrim dogmasını reddetmemek için gülünç iddialarda bulunmaktan çekinmemektedirler. Örneğin ünlü evrimci Richard Dawkins şunları söylemektedir:
"Eğer bir heykelin sizlere el salladığını görseniz dahi bir mucizeyle karşı karşıya olduğunuzu sanmayın. Çok küçük bir olasılıktır ama belki de heykelin sağ kolundaki atomların hepsi, tesadüfen, bir anda aynı yönde hareket etme eğilimi içine girmiş olabilirler." (Richard Dawkins, The Blind Watchmaker, London: W. W. Norton, 1986, s. 232-233)
Evrimci Richard Dawkins, bu sözleriyle ifade ettiği gibi apaçık bir mucizeyi, yaratılış gerçeğini görmezden gelmekte, evrimin tesadüf yalanlarını kabul etmeyi tercih etmektedir.
İnsanların göz göre göre inkara sürüklendikleri Kuran'da pek çok ayette bildirilmiştir. Örneğin, Hicr Suresi'nin 14 ve 15. ayetlerinde "onların üzerlerine gökyüzünden bir kapı açsak, oradan yukarı yükselseler de 'mutlaka gözlerimiz döndürüldü belki biz büyülenmiş bir topluluğuz' diyeceklerdir"
denmektedir.
Tüm Dünya evrim savunucularının ne denli ciddi bir muhakeme bozukluğu içinde olduklarına, bilimsel gerçekleri kabullenmekte nasıl zorlandıklarına şahit olmaktadır.
0 yorum:
Yorum Gönder